İnsan Biraz Bencil Olmalı

Bilal Kavalcı

Bilal Kavalcı

Tüm Yazıları

Çalıştığım iş yerinin müştemilatında bulunan, benimse olağandan biraz daha fazla oturduğum-tamam tamam olağandan çok fazla oturduğum- çay ocağında, iş yerinde yaşanan bir olay üzerine konuşurken; benden on üç –on dört yaş küçük, değerlendirmelerine önem verdiğim, “akıl yaşta değil baştadır” sözünü hak eden bir iş arkadaşımın “insan biraz bencil olmalı” sözü, sanki uzun zamandır içimde dönüp duran ama bir türlü kelimelere dönüşemeyen bir duygunun karşılığıydı.

Geçenlerde “canım kızımla“ insanın hayata bakışı ve yaşamın getirdiği sorunlar ve aldığı sorumluluklar karşısında duruşu üzerine tartışırken bu ifadeyi kullandım. Zannederim bu defa biraz açıklayıcı oldu. Bende bu haftaki yazımı bu ifadeye ayırmaya karar verdim. Ama bu köşe ekonomi konularına ayrılmış bir köşe olması hasebiyle konuyu bir şekilde ekonomiye bağlamam gerekecek. Nasıl bağlayacağımı henüz bilmiyorum ama bir başlayalım hele… Kervan yolda dizilir.

Bencillik, insanı nitelemek için kullanılan, olumsuz bir anlam taşıyan, diğer olumsuz anlam taşıyan nitelikler gibi, başkalarını nitelerken kullandığımız, ama asla kendimizi açıklarken kullanmadığımız, daha doğrusu kendimiz gerçekte bencil olsak bile bunu kendimize yakıştırmadığımız, insanı niteleyen, açıklayan, hayata ve olaylara karşı bir insanın tavrını gösteren bir kavram.

Bu yazı “gerçekten bencil” olanları ilgilendiren bir yazı olmayacak -ama hiç kimse kendini gerçekten bencil olarak görmediği için herkesi ilgilendiren bir yazı mı demeliydim? Bu yazı, gerektiğinden fazla sorumluluk duyan, dahil olup ta olumsuzlukla sonuçlanan olay ya da işlerin tüm sorunluluğunu kendinde gören, kendini tüketmek pahasına empati duygusu gelişmiş insanlara yöneliktir. Yani yazı, gerçekten bencillikten hiç nasibini almamış insanlara, biraz benciliğin aslında “güzel bir şey olduğunu ” anlatmak üzerine olacak.

Her şeyden kendini sorumlu hissetmekle başlayalım. Bir olay kötü sonuçlandığında, eğer bir şekilde içinde yer aldıysanız ya da sadece öyle hissettiyseniz bile, hemen sorumluluğu üzerinize alırsınız. Ne kadar suçluluk duyarsanız duyun, artık olan olmuştur ve istediğiniz kadar kendinizi yiyip bitirin geçmişi değiştiremezsiniz. Üstelik insan, kendini suçladığı anda en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, yani sağlıklı düşünme gücünü kaybeder. Böyle olunca da o olumsuzlukla mücadele etmek imkânsız hâle gelir.

Belki de en kötüsü, bu tür bir sorumluluk duygusunun sürdürülebilir olmamasıdır. Bu sorumluluk hissinin verdiği acı öylesine rahatsız edicidir ki, bu acıyı bir daha yaşamamak adına artık hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Yaşamdan kopar, olabildiğince az şey yaparak, olumsuzluklarla karşılaşmaktansa hiçbir şey yapmamayı tercih edersiniz. Aslında tembellik- en azından bazı türleri için- kendini koruma refleksidir. Bazı tembellikler, fazla sorumluluk duygusunun doğurduğu bir savunma biçimidir.

Empati hissine gelince, diğer insanları anlamamıza ve ortak yaşamın sürdürülebilirliğine katkı sağlar. Ancak dozunu kaçırdığınızda tıpkı aşırı sorumluluk duygusunda olduğu gibi, başkalarının acılarını da sorunlarını da üzerinizde taşırsınız. Her aracın bir istiap haddi vardır; insanın da öyle. Gerektirdiğinden fazla yük, arıza ve kazalara neden olacaktır.

Bunları söylemenin kolay olduğunun farkındayım. “Sorumluluk ya da empati hissinin fazlası ne demek? Bunun bir ölçü kabı mı var da anlayalım?” diyorsanız, haklısınız. Zor olan tam da bu: Ölçülülük. Çünkü denge, çoğu davranış biçiminde olduğu gibi, burada da kolay kurulamıyor. Benim niyetim, çözüm sunmak değil bu aslında haddim de değil; sadece bu meselenin farkında olunması gerektiğini hatırlatmak. Yine de şunu söyleyebilirim: Eğer geçmişte olup bitenler zihninizde sürekli dönüyorsa, hiçbir işe başlamak istemiyorsanız, yaşam kaliteniz düşüyorsa, hisleriniz artık dengede değildir. Sorun sessizce yaklaşmaktadır. Ve insan, o noktaya varmadan önce buna bir çözüm bulmalıdır.

Sorumluluk ve empati hisleri az ya da hiç olmayanlara gelince… Onların işleri gerçekten kolay. Çünkü kendilerinde bir eksiklik olduğunu düşünmezler. Dolayısıyla da bir iç hesaplaşma yaşamaz, vicdan azabı çekmezler. Böylece empati ve sorumluluk duygusu yüksek insanları, kendi rahatlıklarının bedelini ödetmek için kullanmaya devam ederler.

Evet, yazı bitti ve ben konuyu ekonomiye bağlayamadım. Olsun kafaya takmıyorum.