Güven boşa çıkmaz, yanlış kurulur

Bilal Kavalcı

Bilal Kavalcı

Tüm Yazıları

Yazıya başlamadan çerçeveyi çizelim. İş ya da günlük yaşantımızda ilişki kurduğumuz insanlara ne kadar ve nereye kadar güvenmemiz gerekir. Yazı bunun üstüne…

İnsana güven derken, ondan beklediğimiz şeyleri yapması ve/veya beklemediğimiz şeyleri yapmamasıdır. Güvenin hayattaki karşılığı budur.

Dolayısıyla güveni, “her koşulda inanmak” ya da “şüphe etmemek” şeklinde tanımlamak yanıltıcıdır. Aksine güven, hangi durumda, hangi ölçüde ve hangi sınırlar içinde ilişki kuracağımızı belirler. Bu yönüyle güven, genel olarak önceden belirlenmiş soyut ilkelerden ziyade, ilişki kurulan kişiye göre şekillenir. Bir insandan beklediğiniz bir davranışı, bir diğerinden beklemeyebilirsiniz.

Bu yönüyle güven, aslında karşıdakinin sizin üzerinizde oluşturduğu bir duygu durumundan ziyade, sizin karşıdakine yüklediğiniz bir beklentiler bütünü ve davranış çerçevesidir.

Burada öne çıkan asıl mesele, insanı tanımaktır. Bir insanı tanımak, yalnızca ismini, unvanını ya da özgeçmişini bilmekle sınırlı değildir. Gerçek anlamda tanımak, o kişinin hangi durumlarda neyi yapabileceğini, hangi noktalarda ise neyi yapamayacağını öngörebilmektir. Yani güvenmek karşınızdakiyle ilgili olmaktan ziyade sizinle ilgili bir mesele.

Bu açıklamaların doğal sonucu olarak, güvenin boşa çıktığı durumlarda meseleyi yalnızca karşı tarafın suçu olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Çoğu zaman ortada olan, bizim o kişiyi doğru tanıyamamış olmamızdır. Beklentilerimizi, karşı tarafın iradesini, kapasitesini ve sınırlarını hesaba katmadan kurmuş olmak, güvenin zedelenmesine yol açar. Bu nedenle yaşanan hayal kırıklığı, yalnızca karşıdakinin davranışıyla değil, sizin tanımada ki başarısızlığınızın sonucudur da.

İnsanları bu yönleriyle tanımak, gerçekten de zor bir iştir. Bu nedenle insan ilişkilerinde yapılan yanılgılar kaçınılmazdır. Söz konusu yanılgıların önüne geçebilmek ya da en azından etkilerini azaltabilmek amacıyla, zaman içinde farklı alanlarda çeşitli ifadeler ve ilkeler geliştirilmiştir.

İş hayatında sıkça dile getirilen sözlerden biri, “kontrol, güvene engel değildir.” ifadesidir. Bu yaklaşım, güvenin tamamen denetimsiz bir bırakış anlamına gelmediğini; aksine, sağlıklı bir ilişkinin ölçülü bir kontrol mekanizmasıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini vurgular. Kontrol, güvenin alternatifi değil, çoğu zaman onun tamamlayıcısıdır.

Benzer bir yaklaşım sosyal yaşamda ise “Hüsn-ü zan, ancak adem-i itimat.” ifadesiyle karşılık bulur. Bu ifade, insanlara karşı iyi niyetli olunması gerektiğini kabul etmekle birlikte, mutlak ve sınırsız bir güvenin her durumda doğru olmayabileceğine işaret eder. Başka bir deyişle, niyet bakımından olumlu düşünmek ile davranış bakımından temkinli olmak arasındaki dengeyi hatırlatır.

Bu ilkeler göz ardı edilerek, sınır tanımaksızın kurulan güven ilişkilerinin sonunda yaşanan hayal kırıklıkları ve güvenin boşa çıkması, çoğu zaman karşı tarafın suçundan değil; aslında bizim bu güveni doğru şekilde inşa edememiş olmamızdan kaynaklanır.