Göçmenler Makarnalarımızı mı Yiyor?
Özellikle Afganistan, Suriye ve Türki cumhuriyetlerden gelen göçmen işçilerin Türkiye ekonomisine etkileri nedir? (Netameli bir konu olduğunun farkındayım.)
Bu meselenin yalnızca ekonomik bir boyutu yok elbette. Sosyal, kültürel ve insani yönleri de var. Ancak bu yazıda sapla samanı karıştırmadan, konuyu diğer etkilerinden arındırarak meselenin yalnızca ekonomik etkilerine odaklanacağız.
Bir ekonomik değer yaratmak için üretim faktörlerinin bir araya gelmesi gerekir. Bu faktörlerden biri de işgücüdür.
Asıl dikkat çekici olan ise şudur: Üretim faktörlerinden biri olan işgücünün fiyatı, diğer bir üretim faktörü olan sermayeye kıyasla bölgeden bölgeye çok daha fazla değişkenlik gösterebilir. Sermaye daha akışkandır; küresel ölçekte hareket edebilir ve bu nedenle getirisi ya da fiyatı dünyanın pek çok yerinde birbirine yakın seyreder.
İşgücü ise aynı derecede hareketli değildir. Bu yüzden ücretler ülkeden ülkeye, hatta şehirden şehre ciddi farklılıklar gösterebilir.
Üreticiler — yani emek ve sermayeyi bir araya getirerek üretim yapanlar — serbest piyasada oluşan bu faktör fiyatlarını veri olarak kabul ederler. Maliyetlerini bu fiyatlar üzerinden hesaplar ve üretim yapıp yapmamaya buna göre karar verirler. Üretilecek bir malın fiyatı çoğu zaman piyasada belirlidir. Var olan piyasa fiyatını değiştiremezsiniz. Özellikle tarım ve hizmetler gibi emek-yoğun ürünlerde piyasada oluşan fiyatı kabul edip, birim maliyetleriniz piyasa da oluşan fiyatından aşağıysa kar elde eder ve üretime devam edersiniz.
Bugün birçok ülkenin kendi sınırları dışında üretim yapmasının temel nedenlerinden biri, işgücü maliyetlerinin kendi ülkelerine kıyasla daha düşük olmasıdır.
Sermaye, daha ucuz emeğin bulunduğu coğrafyalara yönelir. Çünkü üretim maliyetini aşağı çekmenin en etkili yollarından biri işgücü giderlerini azaltmaktır.
Bu sayede firmalar ya kârlılıklarını artırır ya da kendi ülkelerinde üretmeleri mümkün olmayan ürünleri üretilebilir hâle getirirler.
İşgünün akışkan olmama halinin tek istisnası göçmenlerdir. Bir ülkeye gelen göçmenler o ülkedeki iş gücü arzını artırarak ya da daha doğrusu, o ülke insanlarının çalışmak istemediği ücretlerde çalışarak, ya üretimin devam etmesini ya da karlılığı artırırlar.
Bu konuda somut örnekler vermek zor değil.
Türkiye’de özellikle hayvancılık sektöründe Afgan kökenli göçmenlerin çoban olarak çalıştığı bilinen bir gerçek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok üretici, yerli işçi bulmakta zorlandığını ifade ediyor. Bu nedenle göçmen emeği, bazı bölgelerde üretimin devamlılığı açısından kritik bir rol üstleniyor.
Benzer bir durum bakım hizmetlerinde de görülüyor. Göçmen emeği olmasa, yatalak hastalara veya yaşlılara bakacak personeli mevcut ücret seviyelerinde bulmak daha güç hâle gelebilir. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Aslında işgücüne katılan göçmenler “makarnalarımızı yemiyorlar.”
Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, makarnalarımızın çoğalmasına yaptıkları katkıdan daha azını tüketiyorlar.
Yani ekonomik pastadan aldıkları pay, pastanın büyümesine yaptıkları katkıdan daha büyük değil; daha küçük.