Bürokratik işler ya da bizim işler
Devlet dairelerinin, biz vatandaşlara uyguladığı işlere bürokratik işler diyoruz.
Devlet daireleri derken burada “devlet” kavramını geniş anlamda kullanıyorum. Yani belediyeleri, kamu idarelerini ve çalışanlarının maaşları toplanan vergilerle ödenen tüm kurumları kastediyorum. Toplumun bu kurumlarla ilişkilerini düzenleyen, bireylerin bu kurumlardan taleplerini ilettiği, hizmet beklediği ve karşılığında bu hizmetlere ilişkin prosedürlerle karşılaştığı bir alandan söz ediyorum.
Ama tabi ki burada teorideki bürokrasinin ne olduğunu anlatmayacağım. Gerçekte yani sahada bürokrasi nasıl işler ya da bizde nasıl işer onu anlatacağım.
Evrak ve kağıt üstüne bina edilen bizdeki bürokrasi de gerçekler ve doğru olanla ilgilenmez. Yeter ki kâğıtlarınız şekil kurallarına uysun, bu kâğıtlar gerçek durumu göstersin ya da göstermesin, bürokrasinin çok da umurunda olmaz. Bunun tersi de doğrudur. Yani herhangi bir kağıdınız ya da kâğıtta ki bir eksik, tüm süreci engelleyebilir.
Bürokraside ki bu şekilcilik öylesine içselleştirilmiştir ki, artık bir şey yapmanın pek önemi yoktur. Yapıyor gibi görünmek önemlidir.
Bu yüzden çoğu zaman iş süreçleri sonuç üretmek için değil, sürecin kendisini üretmek için işler. Bir işin tamamlanması değil, o işin kaç aşamadan geçtiği, kaç imza topladığı, kaç defa yazışmaya konu olduğu önem kazanır. Dosyalar kalınlaştıkça iş yapılmış sayılır; oysa çoğu zaman ortada somut bir sonuç yoktur.
Vatandaş için mesele basittir: bir talep iletilir ve karşılığında bir çözüm beklenir. Ancak bürokrasi için aynı mesele, bir dizi evraka, prosedüre ve onay mekanizmasına dönüşür. Talep artık bir ihtiyaç olmaktan çıkar, bir “dosya” hâline gelir. O dosya da o masadan bu masaya dolaşır durur. Kurallar, amacın önüne geçer. Şekil, özün yerini alır. Ve sistem, doğruyu bulmaktan çok, hatasız görünmeye odaklanır.
Sonuçta ortaya tuhaf bir denge çıkar: Kimse risk almak istemez, kimse inisiyatif kullanmaz. Çünkü hata yapmamak, iş yapmaktan daha değerlidir. Alışılmış olan , gerçeklerden ve doğruyu yapmaktan evladır. Böyle bir ortamda da en güvenli yol, hiçbir şeyi gerçekten değiştirmeden, her şeyi yapılmış gibi göstermektir.
Sonuçta ortaya kusursuz işleyen bir düzen çıkar: Her şey kuralına uygundur, her evrak yerli yerindedir, her imza tamamdır. İşlerin gerçekten yapılıp yapılmadığı ise kimsenin pek de meselesi değildir. Zaten önemli olan da bu değildir. Önemli olan doğruyu yapmak değil, risk almamaktır.
Böyle bir sistemde kimse hata yapmaz; çünkü kimse gerçekten bir şey yapmaz. Herkes görevini eksiksiz yerine getirir—en azından kâğıt üzerinde. Ve bürokrasi, tüm ciddiyeti ve titizliğiyle, yapılmış gibi görünen veya prosedürlere ve rehberlere uygun ama gerçeklerden uzak işlerin en büyük güvencesi olmaya devam eder.