Ermeni İddiaları ve 24 Nisan 1915

Ayşenur Kalyoncu

Ayşenur Kalyoncu

Tüm Yazıları

Bir sandığım vardı telden sırmadan;

Bir çift balam vardı gülden goncadan

Gide de gelmeye kötü seneler.

Seneler seneler hayın seneler

Gide de gelmeye kötü seneler

Bir yanım Erzincan vermem Bayburt’u

Yıkılsın düşmanın tahtıylan yurdu.

Sağolasın anam beni doğurdu.

Tutuştu ağıllar, dört bir yan yandı;

Yavrularım beşiğinden uyandı,

Herkes ağlıyordu her taraf kandı.

Akşamdan yükleri tay eylemişler;

Erzurum satılmış pay eylemişler…

Bir sandığım vardı sırmadan telden;

Bir çift yavrum vardı tomurcuk gülden.

Nasıl ayrılayım gül yüzlü yardan?

Türküler bizi bize en iyi anlatan, acımızı, mutluluğumuzu, en derin hüzünlerimizi, eğlencelerimizi, yaslarımızı ezcümle bize ait olan her duyguyu aktarmanın bir yolu, bağıdır. Erzurum yöresine ait 1915 senesinde evlatlarını Ermeni mezalimi sebebiyle kaybetmiş olan bir annenin derin üzüntüsü üzerine yakılmış olan “Bir Sandığım Vardı Telden Sırmadan” adlı türkü bize o senelerde yaşanmış derin acıların izlerini sunmaktadır.

Ermeni mezaliminin yaşanmışlıkları tüm gerçekliği ile apaçık ortada dururken bizler her yıl her 24 Nisan’da sözde “Ermeni Soykırımı” suçlamaları ile karşı karşıya gelmekteyiz. Maalesef ki yüz yılı aşkın süredir Ermeni tarih yazımı iddiaların önüne geçememiştir. Net bir şekilde ifade etmemiz gerekir ki soykırım olarak adlandırdıkları ve dünya kamuoyuna sundukları 24 Nisan’ın ne zulümle ne de ölümle ilgisi yoktur. 24 Nisan tarihi Ermeni terör örgütlerinin liderlerinin tutuklama emrinin çıkmış olduğu tarihtir. Sevk ve İskân Kanunu veya bilinen adıyla Tehcir (göç ettirme) 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilen ve 1 Haziran 1915’te Takvim-i Vekayi gazetesinde yayınlanan kanun ile yürürlüğe girmiştir.

Büyük devletlerin desteğinden her zaman yararlanan ve maalesef çoğu zaman tarih sahnesinde bir maşa görevi üstlenen Ermeniler, Osmanlı Devleti sınırları içinde ve dışında ihtilâlci silahlı terörizmi mücadele yöntemi olarak seçmiştirler. Komiteler kurarak silahlı eylemlerde ve terör faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Ermeni Komitelerinin ayrılıkçı fikirleri ve Türk milletine yönelik halkı hedef alan terör saldırıları Osmanlı Hükümeti’nin kontrol edemeyeceği boyutlara ulaşmıştı.

Osmanlı Hükümeti Birinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkileri ve Ermenilerin İtilaf Devletleri ile olan yakın ilişkilerini göz önünde bulundurarak etkili tedbirler almaya ihtiyaç duymuştur. “Soykırım” sahip olunan din ya da milli kimlik sebebi ile cezalandırma, öldürme yöntemidir. Kasten yok etme amacıyla yapılmaktadır. Bu tanımdan yola çıkarak 1915’e baktığımızda amaç nedir? Ermeni milletine yönelik kasten bir cezalandırma yöntemi tercih edilmiş midir? Şüphesiz amaç asla Ermenileri cezalandırmak değildir. Güvenliği garanti altına almak için uygulanan tedbir kararlarıdır. Süreci Talât Paşa’nın tüm Anadolu valilerine gönderdiği telgraflar ışığında izleyecek olursak net bir şekilde eylemlerin cezalandırma ya da yok etme amacı ile yapılmadığını tespit edebiliriz. Güvenliği sağlamak ve olayları yatıştırmak üzere alınan tedbirler istenilen karşılığı alamamış ve Ermeniler terör faaliyetlerine şiddetle devam etmişlerdir. Bunun üzerine Dâhiliye Nezareti 24 Nisan 1915’te yayımladığı genelge ile Ermeni siyasi parti ve komitelerinin kapatılıp evrakına el konulmasını emretmiştir. Aynı gün devlet aleyhine faaliyette bulundukları tespit edilen 235 Ermeni lideri tutuklanmıştır.

Tutuklanmaların ardından Ermeni faaliyetlerinin boyutunu göz önünde tutan Talât Paşa 27 Mayıs 1915 tarihinde; “Düşmanla iş birliği yapan, masum halkı katleden ve isyan çıkaran Ermenilerin, harp alanlarından uzaklaştırılarak Musul, Zor, Halep ve Suriye’nin bazı bölgelerine sevkleri…” için bir tezkire hazırlayarak Meclis-i Vükelâya (Bakanlar Kurulu) sunmuştur. Hükümet düşmanla iş birliği yapanların ülkenin güney bölgesine nakledilmesini uygun görmüştür. Meclis-i Vükelâ tarafından kabul edilen 31 Mayıs 1915 tarihli kararda Ermenilerin tehcir edilmeleri hükmü vardır. Tehcirin gerekçeleri açık açık kaydedilmiştir. Ermenilerin yeni bir isyana girişmelerini önlemek adına toplam nüfusun %10’unu geçmeyecek şekilde gönderilmeleri emredilmiştir.

Tehcir kararı alındıktan sonra Ermenilerin güvenli ve en az zarar görecek şekilde yeni yerlerine göndermek için yönetmelikler yayınlanmıştır. Ermenilerin uygun koşullarda bir yolculuk yapmaları sağlanmış ve masrafların tamamı üstlenilmiştir. Savaş döneminin zorlu şartları düşünüldüğünde Ermenilerin sevkinin güvenli bir şekilde gerçekleşmesi adına ayrılan 2.250.000 kuruşluk bütçe dönemin şartları gereğince ciddi bir rakamdır. Takdir edersiniz ki hiçbir hükümet kasıtlı olarak yok etme amacında olduğu Ermeni milleti adına böyle bir masrafı gözden çıkaracak değildir.

Ermeni iddiaları yaşanan tüm gerçeklerin karşısındadır. Ermenilerin iddialarına göre Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki yöneticileri ve Talât Paşa “kasten” Ermenileri yok etme amacı ile tutuklama süreçlerini başlatmış ve iskânı gerçekleştirmiştir. Tüm bu iddiaların karşısında istediğimiz tek şey Ermenilerin belgelerle iddialarını desteklemeleridir. Maalesef ki Türkler ile meselesi olan her devletin halihazırda bir “Ermeni Sorunu” dosyası bulunmaktadır. Başları her sıkıştığında bu dosyayı bir propaganda aracı olarak kullanmaktalardır.

Her 24 Nisan’da Ermeni iddiaları yerine tarihi gerçeklikleri konuşabilmeyi umut edeceğim.

Ellerimiz temiz…

Tarihe bir borcumuz yok!

Ermenistan’ın başkenti Erivan’da sözde soykırım günü anmaları sırasında Türk bayrağımıza yönelik alçak saldırıyı kınıyorum. Bayrak yakmak ancak kendi şerefinden şüphe duyanların izleyeceği bir yoldur…

24 Nisan