Yazmak Bazen Bir Defterle Başlar: Resmiye Yılmaz’ın Hikâyesi

Ahmet Ekrem Şahin

Ahmet Ekrem Şahin

Tüm Yazıları

Senin Yolculuğun programında her bölüm başka bir hikâyeye kapı açıyor. Bazen bir yönetmenin setine gidiyoruz, bazen bir sanatçının üretim sürecine. Ama bu bölümde biraz daha farklı bir yere geldik.

Bu sefer konuğum bir yazar ve aynı zamanda bir şairdi: Resmiye Yılmaz.

Programın başında da söyledim aslında. Son bölümlerde biraz “yazarlar serisi” gibi gidiyoruz. Açıkçası bundan da şikayetçi değilim. Çünkü yazarlarla sohbet etmek ayrı bir keyif veriyor insana. Her biri farklı bir hayatın içinden gelen hikâyeler anlatıyor.

Resmiye Hanım’la sohbetimiz de tam olarak böyle başladı.

Yazmak Bazen Bir Defterle Başlar: Resmiye Yılmaz’ın Hikâyesi - Resim : 1

Bir Defterin Açtığı Yol

Kendisi 1969 yılında Rize’de doğmuş. Köyde başlayan bir çocukluk, ardından şehirde devam eden bir eğitim hayatı… Ama hikâyenin asıl dikkat çekici tarafı yazmaya nasıl başladığı.

Çoğu insan yazarlık hikâyesini bir ilham anıyla anlatır. Ama Resmiye Hanım’ın hikâyesi biraz daha farklı.

İlkokulu köyde okuduktan sonra ortaokula gitmesi hemen mümkün olmuyor. Arada iki yıl var. O iki yıl boyunca okula gidemediği için yaşadığı kırgınlığı, öfkeyi, hayal kırıklığını bir deftere yazmaya başlıyor.

Aslında günlük tuttuğunu bile bilmiyor.

Sadece duygularını yazıyor.

Kimse okumayacak diye düşündüğü bir deftere, hiç sakınmadan… kırgınlığını da yazıyor, kızgınlığını da, içindeki bütün duyguları da.

Sonra o defter bir gün ortaya çıkıyor.

Annesi okuyor.

Ve belki de o defterin sayfaları hayatın yönünü değiştiriyor.

Çünkü annesi o yazıları gördükten sonra kızını okula göndermek için daha fazla çaba gösteriyor.

Belki de bazen bir insanın hayatını değiştiren şey büyük kararlar değil, bir defterin sayfaları oluyor.

Yazmak Bazen Bir Defterle Başlar: Resmiye Yılmaz’ın Hikâyesi - Resim : 2

Yazmak Kendinle Konuşmak

Sohbet ilerledikçe şunu fark ettim: Resmiye Hanım için yazmak bir meslekten önce bir ihtiyaç.

O günlerden sonra ortaokulda da, lisede de yazmaya devam etmiş. Bazen bir günün hikâyesini, bazen hissettiği bir duyguyu.

Yani yazmak onun için baştan beri bir ifade biçimi.

Hatta bugün bu yüzden bir proje başlatmış durumda. Çocukların günlük yazmasını teşvik eden bir proje.

İlk olarak kendi köyünde başlatmış bunu. Öğrencilere günlükler verilmiş, yazmak isteyen çocuklar her gün duygu ve düşüncelerini yazmaya başlamış. Sonrasında bu yazılardan küçük bir kitap bile ortaya çıkmış.

Kitabın adı da oldukça güzel: “Keçeli Kalemler.”

Yirmi çocuğun yazdığı küçük hikâyelerden oluşan bir kitap.

Bazen yazarlık böyle başlıyor zaten.

Bir kalemle.

Bir defterle.

Ve yazmak isteyen bir çocukla.

Yazmak Bazen Bir Defterle Başlar: Resmiye Yılmaz’ın Hikâyesi - Resim : 3

Hayat Her Zaman Aynı Yoldan Gitmiyor

Sohbet sırasında konuştuğumuz bir başka şey de şu oldu: Hayatta her zaman planladığımız yolu yürüyemiyoruz.

Resmiye Hanım aslında edebiyat okumak isteyen biriymiş. Ama hayat onu başka bir mesleğe götürmüş. Turizm okumuş, ardından aşçılık mesleğini edinmiş ve şu anda halk eğitimde usta öğretici olarak çalışıyor.

Ama ilginç bir şey söyledi.

Yazmakla yemek yapmak arasında aslında düşündüğümüzden daha fazla benzerlik olduğunu düşünüyor.

Çünkü ikisinin de temelinde paylaşmak var.

Çocukken ağaçlara çıkıp meyve topladığını, sonra onları güzelce hazırlayıp insanlara ikram etmeyi sevdiğini anlattı. Yani bir şeyi üretip başkalarıyla paylaşmak onun hayatında baştan beri var.

Bir tabak yemek de bir paylaşım.

Bir şiir de.

Şiirle Başlayan Kitap

Yıllar boyunca yazdıkları birikmiş. Ama kitap fikri hemen ortaya çıkmamış.

“Emekli olunca kitap yaparım” diye düşünmüş uzun süre.

Ama bazen insanın çevresi de ona cesaret veriyor.

Arkadaşları, ailesi ve yakınları “Neden bekliyorsun?” diye sorunca yazdıklarını bir araya getirip kitaplaştırmaya karar vermiş.

Ortaya çıkan kitabın adı “Çakıl Taşlarım.”

Bir şiir kitabı.

Ama aslında sadece şiirlerden oluşan bir kitap değil. İçinde yaşanmışlıkların, duyguların ve yıllar boyunca biriken küçük parçaların olduğu bir kitap.

Belki de adı bu yüzden çakıl taşları.

Çünkü hayat bazen büyük hikâyelerden değil, küçük taşlardan oluşuyor.

İlham Sandığımızdan Daha Basit Bir Şey

Sohbetin bir yerinde ilham meselesine de geldik.

Genelde insanlar yazarlığın büyük ilham anlarıyla başladığını düşünür. Ama Resmiye Hanım buna biraz farklı bakıyor.

Ona göre ilham sadece aşk ya da büyük olaylar değil.

Bazen bir arkadaşın sevinci.

Bazen bir kayıp.

Bazen bir kuşun ötüşü.

Bazen de sadece doğada yürürken gördüğün bir ağaç.

Eğer insanın kalbi açıksa her şey ilham olabilir diyor.

Belki de yazarlığın en basit ama en doğru tanımı bu.

Gençlere Bir Tavsiye

Programın sonunda gençler için söylediği şey oldukça basitti.

“Okusunlar.”

Ama sadece okumak değil.

Bir de yazsınlar.

Çünkü insan yazarken aslında kendisiyle konuşuyor.

Bir süre sonra dönüp o yazdıklarına baktığında “Ben gerçekten böyle mi düşünmüşüm?” diye şaşırabiliyor.

Ama o şaşkınlık aslında insanın kendini tanıma sürecinin bir parçası.

Programı kapatırken Resmiye Hanım kitabından bir şiir okudu.

Şiirin adı “Hayat.”

Belki de sohbet boyunca konuştuğumuz her şeyi en iyi özetleyen şey de o şiirin ilk cümlesiydi:

“Hayat nedir sorsalar sonsuz bir onur derim…”

Bazen bir programdan geriye uzun cümleler kalmıyor.

Sadece birkaç satır kalıyor.

Ve bazen o birkaç satır bütün hikâyeyi anlatmaya yetiyor.