Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu

Ahmet Ekrem Şahin

Ahmet Ekrem Şahin

Tüm Yazıları

Bazı bölümler vardır, stüdyodan çıkarsınız ama sohbet kafanızın içinde devam eder.

Orhan Özçalık’la yaptığımız kayıt tam olarak böyleydi. Helikon Art’ın kurucusu, heykeltıraş, dağ rehberi ve kendi ifadesiyle “filozof”… Ama ben o gün şunu fark ettim: Onu tek bir kelimeyle anlatmak mümkün değil. Çünkü hayatını tek bir çizgide yaşamamış.

Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu - Resim : 1

Bahçecik’te, elektriğin olmadığı, suyun kaynaktan taşındığı bir çocukluk.

Diz boyu karda okula yürüyen bir öğrenci.

Tarım toplumunun içinde, “çocuk” değil ailenin çalışan bir parçası olan bir birey. O kısım beni özellikle etkiledi. Çünkü biz bugün konforun içinde büyüyen bir kuşağız. Kar yağınca tatil bekleyen, internet gidince kriz yaşayan bir dönem. Orhan Hoca’nın anlattıkları, başka bir zamana ait değil aslında — başka bir dayanıklılığa ait. Öğretmen Lisesi yılları, 70’lerin politik atmosferi, okuldan atılmalar, şehir değişiklikleri… Tam mezun olduğu yıl 1980 darbesi. Üniversite kazanıyor ama askeri atmosferi içine sindiremiyor, geri dönüyor. Bir yıl bekleyip bu kez Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne giriyor. Ve orada hayatında yeni bir pencere açılıyor.

Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu - Resim : 2

Özellikle hocası İoanna Kuçuradi’den bahsederken gözlerinin içi parladı. Dünya Felsefe Kurumu başkanlığı yapmış, insan hakları ve insan felsefesi üzerine çalışmaları dünya çapında okutulan bir isimden söz ediyoruz. Onun öğrencisi olmanın kendisinde nasıl bir zihinsel kırılma yarattığını açıkça hissediyorsunuz. Ama Orhan Özçalık’ın hikâyesi burada düz bir akademik çizgiye girmiyor. Felsefe okurken dağcılıkla tanışıyor. 12 Eylül sonrası baskı ortamında özgürlüğü dağda buluyor. Hacettepe Dağcılık Kulübü’yle başlayan süreç, Ağrı Dağı rehberliğine kadar gidiyor. “Felsefe karın doyurmuyor” derken bunu romantik bir serzeniş olarak değil, gerçek bir hayat pratiği olarak söylüyor.

Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu - Resim : 3

Hayatındaki kırılmalardan biri de bir aşk hikâyesi.

Heykel bölümünde okuyan birinin atölyesine önce yardım için gidiyor. Üç yıl boyunca sadece ağır işleri yapıyor. Taş taşıyor, ağaç kesiyor. Bir gün “Sen niye kendi heykelini yapmıyorsun?” sorusuyla kalakalıyor. Ve heykel başlıyor. Planlı, akademik bir geçiş değil. Rastlantı. Ama o rastlantıyı değerlendirecek zihinsel bir birikim var arkasında.

Helikon’un hikâyesi de böyle.

1999 depremi sonrası Bahçecik’e dönüş. Aile evinde üç ay kalıp kendi alanını kurma ihtiyacı. Önce küçük bir yapı. Sonra bir tane daha. Sonra bir tane daha. Yazın dağ rehberliği yapıp kazandığı parayla kışın inşaatı sürdürmek… Elektriğini, tesisatını, çatısını kendi yapmak… Bugün Helikon dediğimiz yer işte böyle büyüyor. 2014’te Kırım’da yapılması planlanan bir sanat organizasyonu Rusya’nın işgali nedeniyle iptal edilince, “Benim yerim var, gelin burada yapalım” diyor. Ve ilk uluslararası etkinlik Bahçecik’te gerçekleşiyor. Bugün Helikon Çağdaş Sanat Derneği her yıl 3-4 uluslararası organizasyon yapıyor. Sanatçılar ücretsiz konaklıyor, tek şart dönüşte bir eser bırakmaları. Bu sistemle 200’e yakın tablo, 100’e yakın heykelden oluşan ciddi bir koleksiyon oluşmuş durumda.

Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu - Resim : 4

En çok hoşuma giden hayali ise şu oldu:

Bir gün Kocaeli’de bir çağdaş sanat müzesi kurulursa, bu eserleri bağışlamak istiyor.

“Yaşayan müze” diyor. Heykel üretim sürecini anlatırken söylediği bir cümle bölümün kırılma anıydı benim için: “Ben rakı bardağı yapmayı planlıyorum ama taş istemezse çay bardağı çıkar.”
Malzemeyle çatıştığını, bazen uzlaştığını, bazen yarım bıraktığını söyledi. Hatta Helikon’un dolgu alanlarının altında bitmemiş mermer heykeller gömülüymüş. “Bir gün birileri kazıp bulur” dedi gülerek.

Filozof meselesine gelince… Instagram’da kendini “filozofer” olarak tanımlıyor. Bunu şaka sanabilirsiniz ama arkasında ciddi bir düşünce var. Ona göre özgürlük, otobüse binip başka şehre gitmek değil; insanın kendine karşı özgür olması. Toplumun ve kendi iç sesinin dayattıklarını sorgulayabilmesi.

Taştan Heykele, Köyden Helikon’a: Orhan Özçalık’ın Yolculuğu - Resim : 5

“Ben filozof değilim diyebilecek birisi varsa gelsin ispatlasın” demesi ise hem mizah hem meydan okuma içeriyor. Bölümün sonunda gençlere tek bir tavsiyesi vardı: Sanat yapmak isteyen de, bilimle uğraşmak isteyen de önce felsefe okumalı. Sanat tarihinden önce felsefe. Helikon’dan ayrılırken şunu düşündüm: Bazı insanlar plan yaparak değil, hazır olarak ilerliyor. Fırsat geldiğinde hazır olan kazanıyor.

Orhan Özçalık’ın hikâyesi bana biraz bunu hatırlattı. Hayatı fazla kasmadan ama sorumluluğu da bırakmadan yürümeyi. Bir köyden çıkıp dağa, dağdan heykele, heykelden uluslararası bir sanat ağına uzanan bir yolculuk. Ve belki de en önemlisi şu:

Bazen taşın ne olmak istediğini dinlemek gerekiyor.