Nurdoğan Tuncel’in Yolculuğu: 22 Yıl Sönmeyen Bir Ateş Üzerine
Bazı insanlar vardır, hayat onları başka yerlere savurur ama içlerinde bir şey hep yerinde durur. Üzeri tozlanır, ertelenir, susturulur ama asla sönmez. Nurdan Tuncel’in hikâyesi tam olarak böyle bir yerden başlıyor.

Bir Anadolu çocuğunun, köyde televizyon karşısında izlediği bir dizide kendini bulmasıyla… O gün “ben de yapabilirim” dediği şey, tam 22 yıl boyunca içinde bekliyor. Hayat giriyor araya. Geçim derdi, kamu görevliliği, aile, sorumluluklar. Ama o ateş hiçbir zaman tamamen sönmüyor.
Bu haftaki Senin Yolculuğun bölümünde Nurdan Tuncel’in hikâyesini dinlerken, aslında bir oyuncunun değil; vazgeçmemeyi öğrenmiş bir insanın yolculuğuna eşlik ediyorsunuz. Kamu görevlisi kimliğiyle, aile babası haliyle, sahneyle ve setle kurduğu ilişkiyle çok katmanlı bir hikâye bu.
Sonrası tanıdık ama bir o kadar da görünmeyen bir emek süreci. Kamera önüyle kamera arkasının ne kadar farklı dünyalar olduğunu anlatıyor Nurdan Tuncel. Ekranda 40 saniye izlediğimiz bir sahnenin saatler süren bekleyişini, bulut geçsin diye duran onlarca insanı, aynı yüz tonunu yakalamak için yapılan tekrarları… Dışarıdan bakınca romantik görünen şeyin aslında ne kadar disiplin istediğini.
Ama bu yolculuğun en güçlü tarafı, “oldum” demeyen bir yerden konuşması.
Ne sahnede ne sette.
“Ben olsam nasıl oynardım?” sorusunu kendine sormadan metnin ezberinin bir anlamı olmadığını söylüyor. Bu, sadece oyunculuk için değil, hayata dair de güçlü bir cümle aslında.
Bir de Kocaeli meselesi var.
Bu şehirde sanat üretmenin zorlukları, mekân yokluğu, amatör ruhun tutunacak alan bulamaması… Buna rağmen “İstanbul’a gitmek” yerine, “Kocaeli’ni buradan büyütmek” fikrini savunan bir yerden konuşuyor. Sosyopat dizisi de bu niyetin bir sonucu. Tamamen yerel, tamamen kendi imkânlarıyla, Kocaeli’de çekilmiş bir iş. Devam edememiş olması bir yenilgi gibi durmuyor; aksine hâlâ içerde duran bir cümle gibi.

Belki de bu bölümün en güçlü yanı şu:
Her şeyin hızlı tüketildiği, kısa videoların alkışlandığı, kalıcılığın unutulduğu bir zamanda; 22 yıl bekleyebilen bir hayalin hâlâ değerli olduğunu hatırlatması.
Bu bir “başardım” hikâyesi değil.
Bu, “hala yoldayım” diyen bir hikâye.
Ve belki de Senin Yolculuğun tam olarak bu yüzden önemli:
Birilerine “neden olmasın?” dedirtiyorsa, görevini yapıyordur.
Nurdan Tuncel’in yolculuğu da tam olarak bunu söylüyor.
Ateş sönmüyorsa, geç değildir.