Metnin İçini Kazımak: Şebnem Telci Dereli ile Dramaturjiyi Konuşmak

Ahmet Ekrem Şahin

Ahmet Ekrem Şahin

Tüm Yazıları

2026’nın ilk Senin Yolculuğun bölümüne başlarken aklımda şöyle bir fikir vardı:
2025’i bir yönetmenle kapatmıştık. O zaman yeni yılı da yönetmenin en yakın çalışma arkadaşlarından biriyle açmak güzel olurdu.

Metnin İçini Kazımak: Şebnem Telci Dereli ile Dramaturjiyi Konuşmak - Resim : 1

Yani işin biraz daha mutfağına, biraz daha görünmeyen tarafına bakmak.

Bu bölümde konuğum dramaturg ve yazar Şebnem Telci Dereli idi. Kocaeli Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yapan, İzmit doğumlu ve hayatının büyük kısmını tiyatronun içinde geçirmiş bir isim.

Sohbetin başında şunu fark ettim: Dramaturji aslında birçok kişinin bildiğini sandığı ama pek de bilmediği bir alan.

Ben de ilk defa üniversite yıllarımda tiyatroyla amatör olarak ilgilenirken dramaturg kavramını duymuştum. Bir belgeselde yönetmenle birlikte masanın etrafında oturup metin üzerine çalışan bir dramaturg görmüştüm ve “Bu aslında ne kadar önemli bir şeymiş” diye düşünmüştüm.

Metnin İçini Kazımak: Şebnem Telci Dereli ile Dramaturjiyi Konuşmak - Resim : 2

Şebnem Hoca bunu çok güzel bir benzetmeyle anlattı.

Dramaturg, metnin arkeoloğudur.

Metni yeniden yazmaz ama onun içindeki anlam katmanlarını ortaya çıkarır. Yönetmenin kurmak istediği evreni, metnin içinde zaten var olan imkanları kazıyarak ortaya çıkarır. Yani bir oyunun seyirciyle buluştuğu anda nasıl algılanacağını düşünerek metni yeniden yorumlar.

Bir anlamda metnin görünmeyen mimarlarından biri.

Sohbet ilerledikçe konu sadece dramaturjiyle sınırlı kalmadı. İzmit’in sanat üretimi meselesine de geldik.

Metnin İçini Kazımak: Şebnem Telci Dereli ile Dramaturjiyi Konuşmak - Resim : 3

Bu şehirde sanat üretiminin neden bu kadar güçlü olduğunu konuşurken Şebnem Hoca’nın anlattığı küçük bir anı dikkatimi çekti. Üniversite sınavı için Ankara’ya gittiğinde, dönemin önemli tiyatro insanlarından Turgut Özakman ona “Nereden geliyorsun?” diye soruyor. İzmit cevabını alınca da şu cümleyi kuruyor:

“Üretim merkezinden mi geliyorsun?”

Bu aslında biraz da İzmit’in karakterini anlatıyor. Liman şehri olması, geçiş noktası olması, farklı insanları ve kültürleri sürekli içinde barındırması… Bütün bunlar bir şekilde üretim kültürünü besliyor.

Ama işin bir de bugünkü tarafı var.

Şehirde üretim var ama sahne yok.

Şebnem Hoca’nın özellikle altını çizdiği şey buydu. İzmit’te tiyatro yapan çok insan var, üretmek isteyen çok ekip var ama sahne sayısı oldukça sınırlı. Küçük bir oda tiyatrosu bile bu şehirde ciddi bir boşluğu doldurabilir diyor.

Hatta sohbet sırasında yarı şaka yarı ciddi şöyle bir şey söyledi:

“İzmit’te sahne açan kazanır.”

Bu sadece maddi bir mesele değil aslında. Bir şehirde sanatın yaşaması için fiziksel alanlara da ihtiyaç var.

Metnin İçini Kazımak: Şebnem Telci Dereli ile Dramaturjiyi Konuşmak - Resim : 4

Programın bir başka ilginç kısmı ise yapay zeka meselesiydi.

Bugün birçok meslek yapay zekayla beraber yeniden tartışılıyor. Özellikle yazarlık gibi alanlarda “Acaba yerimizi alır mı?” sorusu sıkça soruluyor.

Şebnem Hoca bu konuda oldukça netti.

Yapay zekanın insanın yerini alabileceğini düşünmüyor. Çünkü ne kadar gelişirse gelişsin, insana ait duyguyu ve deneyimi birebir kopyalayamaz diyor.

Belki bir metin yazabilir.
Belki bir hikaye kurabilir.

Ama o hikayenin insana dokunması için yine bir insanın dokunuşuna ihtiyaç var.

Sohbetin sonlarına doğru konu biraz daha geniş bir yere gitti: Sanatın nereye doğru evrildiği meselesi.

Bugün sanatın giderek daha soyut hale geldiğini, teknolojinin sanatın içine daha fazla girdiğini görüyoruz. Bienallerde, sergilerde veya performatif sanatlarda bazen anlamı ilk bakışta çözmek zor oluyor.

Ama belki de mesele tam olarak bu.

Şebnem Hoca’nın söylediği şey şuydu: Biz zamanın içindeyken yaşadığımız dönemi tam olarak anlayamayız. Ama yıllar sonra dönüp baktığımızda o dönemin sanatını anlamlandırmaya başlarız.

Barok dönemini yaşayan insanlar muhtemelen “Biz şu an sanat tarihinin en renkli dönemlerinden birini yaşıyoruz” demiyordu. Ama biz bugün oradan baktığımızda bunu söyleyebiliyoruz.

Belki bugün de sanat tam olarak böyle bir yerde duruyor.

Sınırları zorlayan, farklı disiplinleri bir araya getiren ve bazen anlamını hemen vermeyen bir yerde.

Programın sonunda Şebnem Hoca’nın özellikle gençlere söylediği bir cümle aklımda kaldı:

“Bu dünyaya katlanabilmek için insanın mutlaka sanatla bir şekilde ilgilenmesi gerekiyor.”

Belki profesyonel olarak değil.
Belki sadece bir kursla.
Belki sadece izleyici olarak.

Ama bir yerinden dokunmak gerekiyor.

2026’nın ilk Senin Yolculuğun bölümünü kapatırken ben de tam olarak bunu düşündüm. Bazen bir metni anlamak için onu yeniden yazmak değil, sadece biraz daha derine bakmak gerekiyor.

Dramaturgların yaptığı şey de tam olarak bu zaten.

Metnin içini kazımak.