Koddan Romanlara: Hagop Gobelyan’ın Yolculuğu

Ahmet Ekrem Şahin

Ahmet Ekrem Şahin

Tüm Yazıları

Senin Yolculuğun programında her bölümde farklı bir hikâyeye tanıklık ediyorum. Kimi zaman bir sanatçı, kimi zaman bir akademisyen, kimi zaman da bambaşka bir meslekten gelen ama içinde anlatma ihtiyacı taşıyan insanlarla konuşuyoruz.

Bu bölümde konuğum Hagop Gobelyan oldu. İlk bakışta yazarlık dünyasından değilmiş gibi görünen bir hikâye ile başladı sohbetimiz. Çünkü Hagop Bey aslında meslek hayatına bilgisayar mühendisliğiyle başlamış biri. Yani yıllarca kod yazmış, bankacılık ve veri analitiği gibi alanlarda çalışmış bir isim.

Koddan Romanlara: Hagop Gobelyan’ın Yolculuğu - Resim : 1

Ama sohbet ilerledikçe fark ettiğim şey şu oldu: Bazen insanın hayatında yazarlık bir meslek olarak değil, bir kader olarak duruyor.

Hagop Bey’in hikâyesi de biraz böyle.

Kitaplarla Büyüyen Bir Ev
Sohbetin başında çocukluğundan bahsetti. İstanbul’da doğmuş, Nişantaşı’nda doğup Cihangir’de büyümüş bir çocukluk. Ama sıradan bir evden değil, kitapların arasında büyüyen bir evden bahsediyoruz.

Babası bir yazar ve gazeteci.

Evdeki odaların neredeyse yarısı kitaplarla dolu. Gazeteler, dergiler, periyodik yayınlar… Hafta sonları gidilip paket paket dergilerin alındığı bir gazete bayii var. Eve gelince de o dergiler okunuyor, karıştırılıyor.

Böyle bir ortamda büyüyünce edebiyatla tanışmak için ekstra bir çaba sarf etmeye gerek kalmıyor aslında. Hikâyeler zaten evin içinde dolaşıyor.

Belki de bu yüzden Hagop Bey sohbet sırasında bir cümle kurdu ki bence bütün hikâyeyi özetliyordu:

“Yazarlık biraz kader gibi bir şey oldu.”

Kod Yazmak da Bir Sanat mı?

Üniversite tercihi ise bambaşka bir yere götürüyor onu. İstanbul Teknik Üniversitesi bilgisayar mühendisliği.

1980’lerin sonunda bilgisayar mühendisliği “geleceğin mesleği” olarak görülüyor. O da bu yoldan ilerliyor. Ama içindeki yazma isteği hiçbir zaman tamamen kaybolmuyor.

Koddan Romanlara: Hagop Gobelyan’ın Yolculuğu - Resim : 2

Programda konuştuğumuz en ilginç konulardan biri de buydu aslında.

Kod yazmak bir sanat mıdır?

Hagop Bey’e göre bazı yönleriyle evet.

Çünkü bir yazılımın sadece çalışması yetmez. Kullanıcı dostu olması gerekir, estetik olması gerekir, insanların hayatını kolaylaştırması gerekir. Yani bir web sitesi tasarlarken ya da bir arayüz oluştururken aslında tasarım düşüncesi devreye girer.

Bir marangozun güzel bir sandalye yapması nasıl bir ustalıksa, iyi bir yazılım üretmek de biraz öyle bir şeydir.

Dünya Boyunca Bir Yolculuk

Meslek hayatı onu İstanbul’dan oldukça uzak yerlere götürüyor.

Bankacılık sektörü, veri analitiği, danışmanlık derken kendisini bir anda farklı ülkelerde projeler yaparken buluyor. Kuzey Irak, Sudan, Ürdün, İran…

Aslında çoğu insanın özellikle seçmeyeceği coğrafyalar.

Ama bazen hayatın yönü biraz da çalıştığınız projeler tarafından belirleniyor.

Koddan Romanlara: Hagop Gobelyan’ın Yolculuğu - Resim : 3

Ve ilginçtir ki, yazarlık için en verimli zamanları da bu yolculuklar sırasında buluyor.

Çünkü bazı ülkelerde akşam hayatı erken bitiyor. Saatler ilerledikçe şehir sessizleşiyor. İnsan kendine zaman ayırmaya başlıyor.

İşte o sessizliklerde yıllardır zihninde dolaşan bir hikâye yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor.

Bir Aile Hikâyesinin Romanı

Bu hikâyenin çıkış noktası aslında oldukça kişisel.

Aile büyüklerinden dinlenen bir anlatı.

1910’ların başında Toros Dağları’nda demiryolu tünellerinde çalışan bir dedenin hikâyesi… Savaşın başlamasıyla birlikte yaşanan uzun bir yolculuk… Bahçecik’e kadar yürünerek gelen bir hayat hikâyesi.

Hagop Bey bu hikâyeyi duyduğunda şunu düşünüyor:

“Bu anlatılanlar kaybolmamalı.”

Ve belki de yazarlığın en güçlü motivasyonlarından biri de tam olarak bu oluyor. Bir hikâyeyi kayıt altına alma ihtiyacı.

Roman böyle başlıyor.

Ama bitmesi kolay olmuyor.

On Beş Yıllık Bir Yazma Süreci
Birçok insan bir kitabın birkaç yılda yazıldığını düşünür. Ama Hagop Bey’in anlattığına göre bu roman yaklaşık 15 yıllık bir sürecin ürünü.

Bazen bir otel odasında, bazen bir yabancı ülkede, bazen de beklenmedik bir olayın ortasında yazılmış parçalar…

Hatta bir noktada İzlanda’daki bir yanardağın patlaması nedeniyle Avrupa’da mahsur kaldığı günlerde bile roman üzerinde çalışmaya devam ediyor.

Bazen hayat sizi durduruyor gibi görünür.

Ama bazen de tam o duraklama anlarında yeni şeyler ortaya çıkıyor.

Bir Dil Meselesi

Roman bittikten sonra başka bir soru ortaya çıkıyor.

Hangi dilde yazılmalı?

Babası Ermenice yazan bir yazar. Kendisi ise Türkçe yazıyor. Bu ikilem bir süre devam ediyor.

Sonunda roman Türkçe olarak yayımlanıyor. Ama hikâye burada bitmiyor. Kitabın Ermenice çevirisi üzerinde de çalışılıyor.

Belki de bu durum aslında hikâyenin doğasına da uygun.

Çünkü anlatılan şey sadece bir bireyin değil, aynı zamanda bir kültürün hafızası.

Bir Şehre Dönmek

Sohbetin sonunda Hagop Bey’in Bahçecik’le kurduğu bağdan da konuştuk.

Çocukluğunda sadece hikâyelerini duyduğu bir yer. Yıllar sonra gelip gördüğünde ise bambaşka bir his bırakıyor içinde.

Zamanla o bölgede yaşamaya başlıyor.

Belki de insanın hikâyesi bazen başladığı yere doğru geri dönüyor.

Ve bazen bir romanın ilhamı da tam olarak orada bulunuyor.

Koddan Romanlara: Hagop Gobelyan’ın Yolculuğu - Resim : 4

Hikâyeler Kaybolmasın Diye

Program boyunca konuştuğumuz birçok şey vardı. Yazarlık, yazılım, yolculuklar, aile hikâyeleri…

Ama sohbetten aklımda kalan en önemli cümle belki de şuydu:

“Bu hikâyeler kaybolmamalı.”

Belki de edebiyatın en temel sebebi tam olarak bu.

Bir insanın, bir ailenin, bir toplumun hikâyesi unutulmasın diye yazmak.