Ali Rıza, Senin Yolculuğun’a Konuk Oldu: Tulumun Nefesiyle Kurulan Bir Hayat

Ahmet Ekrem Şahin

Ahmet Ekrem Şahin

Tüm Yazıları

Bazen bir program çekersiniz…

Konuk gelir, anlatır, siz sorarsınız, sohbet biter.

Bazen de öyle olmaz. Bazı bölümler vardır; daha kayıt başlamadan sohbeti başlar, kamera kapandıktan sonra da devam eder. İşte Ali Rıza ile yaptığımız bölüm tam olarak böyle bir yerden aktı.

Ali Rıza, Senin Yolculuğun’a Konuk Oldu: Tulumun Nefesiyle Kurulan Bir Hayat - Resim : 1

Programın açılışını yaparken aslında içimde ayrı bir heyecan vardı. Çünkü Ali Rıza’yı sadece konuk olarak değil, öğrencilik yıllarından tanıdığım bir yol arkadaşı olarak ağırlıyordum. Ama buna rağmen hikâyesinin tamamını ilk kez bu kadar derli toplu dinleme fırsatı buldum diyebilirim.

Ali Rıza İstanbul Kadıköy doğumlu. Aslen Rizeli. Ama Kocaeli ile kurduğu bağ, doğduğu şehirle yarışacak kadar güçlü. Bunu sohbetin daha ilk dakikalarında hissettiriyor zaten.

Üniversite için Kocaeli’ne geliyor. Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya…

Yani aslında hikâye sinemayla başlıyor gibi görünüyor. Ama işin aslı öyle değil.

Ali Rıza’nın müzikle bağı çocukluk yaşlarına dayanıyor. Evde sürekli müzik dinlenen, farklı türlerle büyüyen bir ortam… Ablasının yabancı müzik arşivi, ailesinden gelen halk müziği kültürü derken kulak daha küçük yaşta çeşitleniyor.

Kemençe kursuyla başlayan bir serüven…

Ardından gitar…

Mızıka…

Ve en sonunda tulum…

Ama tulumun hayatına girişi öyle planlı, akademik ya da kariyer odaklı bir karar değil.

Tam aksine, neredeyse tesadüf. Lise döneminde bir akrabadan gelen tulum…

“Ben bunu öğrenir miyim?” merakı… Sonra pandemi…

Belki de hikâyenin kırılma noktası tam burası. Herkesin eve kapandığı, zamanın donduğu o dönemde Ali Rıza kendini tulumla aynı odaya kapatıyor. Yapacak başka bir şey yok. Dış dünya durmuş ama içeride nefesle çalışan bir enstrüman var.

Saatlerce…

Günlerce…

Aylarca…

Kendi tabiriyle “pandemiden tulumcu olarak çıkıyor.” Bu cümleyi kurarken gülüyoruz ama aslında bir müzisyenin doğum anını anlatıyor. Üniversiteye geldiğinde ise Kocaeli onun için sadece bir eğitim şehri olmaktan çıkıyor.

Ali Rıza, Senin Yolculuğun’a Konuk Oldu: Tulumun Nefesiyle Kurulan Bir Hayat - Resim : 2

Halk Oyunları Kulübü, festivaller, sahneler… Derken tulum onu yurt dışına kadar taşıyor.

Makedonya’da bir festival…

Hem dansçı hem müzisyen olarak sahne almak…

Sokaklarda tulum çalmak…

Başka bir ülkede kendi yöresinin ezgilerini üflemek…

Bir enstrümanın insanı coğrafya dışına nasıl taşıdığının somut hali aslında. Ama hikâye sadece sahneyle sınırlı değil. İzmit yürüyüş yolunda sokakta tulum çaldığı günlerden bahsediyoruz sonra.

Önce meraklı bakışlar…

Sonra telefon kameraları…

Sonra küçük kalabalıklar…

Ve bir gün yerel basının dikkatini çekiyor. İHA’nın yaptığı haberle birlikte Ali Rıza’nın tulumu bir anda daha geniş bir kitleye ulaşıyor. Sokakta başlayan o kişisel müzik hali, medyada karşılık bulan kamusal bir hikâyeye dönüşüyor.

Bu kısmı dinlerken şunu düşündüm: Bir şehrin bir müzisyeni sahiplenmesi çok kıymetli bir şey.

Ali Rıza, Senin Yolculuğun’a Konuk Oldu: Tulumun Nefesiyle Kurulan Bir Hayat - Resim : 3

Ali Rıza da bunu özellikle vurguluyor zaten. Kocaeli’nin kendisine sadece izleyici değil, destekçi olduğunu anlatıyor. Sohbet ilerledikçe işin başka bir boyutu açılıyor. Çünkü Ali Rıza sadece tulum çalan biri değil. Evinde kurduğu küçük stüdyoda prodüksiyon yapıyor. Kısa filmlere müzikler hazırlıyor. Altyapılar üretiyor. Yani nefesle başlayan müzik, bilgisayar ekranında başka bir forma bürünüyor.

Ve en ilginç tarafı şu: Elektronik müzik tutkusu…

İlk duyduğunuzda tulumla yan yana koymak zor geliyor kulağa. Ama o bunu bir çelişki değil, bir imkân olarak görüyor. Zaten sohbetin en keyifli yerlerinden biri de burasıydı.

Geleneksel olanla dijital olanın çatışması değil, birleşmesi üzerine konuştuk. Belki de gelecekte tulumla elektronik müziğin iç içe geçtiği yeni bir janrın mümkün olup olmayacağını… Sanatın sürekli evrildiğini… Yeni formların eski köklerden doğduğunu…

Ali Rıza’nın hikâyesi tam olarak bunu anlatıyor aslında: Bir yandan Karadeniz’in en kadim nefeslerinden biri…

Diğer yanda bilgisayar başında üretilen modern sesler… Ve ortada kendi yolunu arayan genç bir müzisyen. Program bittiğinde şunu net hissettim: Bu bölüm sadece bir müzik sohbeti değildi.

Bir şehrin sahip çıktığı bir sanatçıyı…

Pandemide doğan bir müzikal kimliği…

Sokaktan sahneye uzanan bir yolculuğu…

Ve geleneğin gelecekle kurduğu bağı dinlemiş olduk.

Ali Rıza’nın yolculuğu henüz çok başında. Ama tulumun nefesiyle kurduğu o hikâye şimdiden birçok insanın hafızasında yer etmiş durumda. Benim için de “Senin Yolculuğun” arşivinde yeri ayrı olan bölümlerden biri olarak kaldı.