Can evimizden vurulduk: Çocuklar
“Bence Türkiye'nin başka bir geçekliği var. Bu gerçeklik iktisadi bir gerçeklik değil, sosyal çürüme var bence. Dünya tarihi iktisadi olarak her zaman toparlandı. Bir sürü krizler görüldü. Ekonomi her zaman toparlanır, kapital kendini yok etmez ama sosyal çürümeyi de düzeltemezsiniz. Şu anda Türkiye’de sosyal çürüme var. Bunun düzelmesi için çok zor, çok zor dönüşü olmayan bir yerdeyiz."
"GÜNEY AMERİKA ÜLKESİ OLMAYA BAŞLADIK"
Türk tiyatrosunu düşünün. Bu edebiyatta bu tiyatroda, sanatta hiçbir şekilde yazında ve düşün de hiçbir zaman için göçmen kültürü, mülteci kültürü ya da mafya ya da işte kara para aklama gibi kavramlar olmazdı. Sosyal çürüme bu demek başka bir toplum olduk. Biz Güney Amerika ülkesi değildik ama Güney Amerika ülkesi olmaya başladık.”
Bu sözler yıllar önce Sosyolog Dr. Zeliha Bürtek’e ait…
Bürtek’in siyasi görüşlerine katılmıyorum ancak mesele siyasi değil toplumsal bir gerçek.
Gelinen mesele ekonomiden daha önemli bir gerçeklik olduğunu hatırlattı; “Sosyal çürüme.”
Bize ne yaptılar veya biz kendimize ne yaptık?
*
Bugün Türkiye’de, ana vatanı ABD olan hep ABD’de yaşandığını duyduğumuz bizleri derinden üzen okul katliamlarını konuşuyoruz. Devlet varlığının önemini anlatırken çocuklarımızın rahatça okula gidebilmesini anlatıyorduk.
Derinden hiç yaşamadığımız bir travma yaşıyoruz.
Bugün can evimize dokunuyorlar, çocuklarımıza…
Her çocuğu olan empati yapıyor.
Haklı olarak çocuklarını okula göndermiyor.
Kimle konuşsam derin bir üzüntü içerisinde,
Kimse bugünden tat alamaz oldu.
Çocuklarımız, can evimiz, canımız gündem.
*
Sanki bugünlere bizi adım adım hazırladılar.
Sinema ve sosyal medya ile içimize girdiler.
Nasıl olursa olsun güçlen algısının peşine her yol mübah ve her şeyde hakkın var algısını bireye aşıladılar. Daha iyi binalar, daha iyi şehirler, daha iyi mekanlar, daha iyi yaşamlar derken bırak daha iyiyi, iyi bir insan olmayı unuttuk. İyi bir insan olmayı anlatmayı önemsizleştirdik.
Ahlak kavramının içi boşaltıldı.
Yaşanılan sosyolojik değişimi önemsemedik, önlem alamadık.
Toplumu bireyselleştirdiler.
Sonra tek tek Anadolu’nun kültürünü değersizleştirdiler.
Ortak yaşamı, birliğin önemini anlayamadık.
Ahlak kavramını sadece cinsellik içine sığdırdılar.
Oysa ahlak toplumun her alanının temeliydi.
*
Gördük ki mesele tek sebepli değil,
-Yoksulluk ve yokluk içerisinde bir aileden farklı şekilde gençlerimiz çalınıyorsa, çok iyi eğitim, çok iyi bir ekonomi, çok iyi bir aile olmakta yine yetmiyor. Hayatın gerçeklikleri kadar, dijital ortam karanlık bir çukur, içine çekiyor. Ve bu bir sebep…
Günümüzün gündemi sosyal medya ve dijital çağa karşı gerekli önlemleri alamadık. Kanunlarla koruyamadık.
-Toplum ve millet bütünlüğümüzü ideoloji ve siyaset mekanizması içerisine çekerek, eleştireceğiz diye eleştirel bir dille medya, akademisyen, siyasiler ve STK’larla parçaladılar veya parçaladık. Birleştirici olmaktan çok ayrıştırmayı ortaya koyduk. Birleştiriciliği kaybettik. Toplumun parçalanmasını, aileyi çeşitli başlıklarla parçaladılar.
Hepimiz hata yaptık.
*
Ananeler, töreler küçük görüldü,
Hep farklı olmak özendirildi.
Saygılı, utangaç ya da iyi olmak aptallık konumuna düşürüldü.
Batıyı bilim ve akıl yerine, farklı bir yaşamla içimize modernize olarak “özenme” olarak yerleştirildi. Oysa refah ve huzur başka bir kavramdı. Huzur ile bir güne uyanmanın başlıklarının önemini anlayamadık. Oysa şimdi huzur ile uyanmayı özledik.
Ve yazdıklarım normalleştirildi.
*
Diyorum ya toplum olarak yapılan yozlaşmanın önüne geçemedik.
Düzelebilir miyiz?
Ben düzebileceğimize yürekten inanıyorum.
İyiler, iyilik kazanacak.
Meselenin ise 5 başlığı var.
1- Güvenlik (devlet)
2- Eğitim sistemi (İtibar kazanmış öğretmenler)
3- Aile (Geleneklerimiz)
4- Ahlak (Utanma, saygı)
5- Medya (internet dünyası, filmler, sosyal medya)
Her başlık üzerine sayfalarca yazı yazılabilir…