Tevâzu ve Tolerans

Dr. Hikmet Erbıyık

Dr. Hikmet Erbıyık

Tüm Yazıları

TEVÂZU: Sözlükte “kendi itibar ve derecesini düşük görmek, birine boyun eğmek” anlamındaki vaz‘ kökünden türeyen tevâzu‘ (Lisânü’l-ʿArab, “vażʿ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “vażʿ” md.) kibrin karşıtı olup kişinin başkalarını aşağılayıcı duygu ve davranışlardan kendini arındırmasını ifade eder. Türkçe’de alçak gönüllülük sözüyle karşılanmaktadır. Râgıb el-İsfahânî tevazuun “aşağılık, itibarsızlık, onursuzluk” anlamındaki da‘at (ضعت) kökünden geldiğini ve “insanın lâyık olduğundan daha düşük bir dereceye razı olması” mânasına geldiğini belirtir (eẕ-Ẕerîʿa ilâ mekârimi’ş-şerîʿa, s. 299). Tehânevî tevazuu “aza razı olma ve halkın yükünü çekme” diye tanımlar (Keşşâf, II, 1488). Kaynaklarda tevazu ile aynı veya yakın anlamda tezellül ve huşû‘ kelimeleri de geçmekte (meselâ bk. Kuşeyrî, I, 380-381), sözlüklerde tevazu bu kavramlarla da açıklanmaktadır (Tâcü’l-ʿarûs, “vażʿ” md.; Kāmus Tercümesi, “vaz‘” md.). Ancak Râgıb el-İsfahânî’ye göre tevazu ile huşû arasında fark vardır. Tevazu hem ahlâkî melekeler hem açık ve gizli fiiller için, huşû ise özellikle organların hareketleri için kullanılır, kalpteki tevazu organlara huşû olarak yansır. Tasavvuf ehli huşûu kalbin bir hali olarak görür. Cüneyd-i Bağdâdî huşûu “kalplerin, gizlilikleri bilen Allah karşısındaki tevazuu” diye tanımlamıştır (Kuşeyrî, I, 381).

İyi toplumun niteliklerini anlatan bir âyetteki (el-Mâide 5/54) “ezille” kelimesinin tevazu anlamına geldiği belirtilmiş (Râzî, XII, 24; Şevkânî, II, 69), ana babaya karşı ödevlerin yer aldığı diğer bir âyette (el-İsrâ 17/24) “cenâha’z-zül” tabiri tevazuda mübalağa (Râzî, XX, 190) ve tevazudan kinaye (Şevkânî, III, 247-248) şeklinde yorumlanmıştır.

Bazı âlimler, Allah’ın değerli kullarının yürüme biçimini anlatan âyette yer alan “hevnen” kelimesine (el-Furkān 25/63) “tevazu ile” mânası vermiştir (Taberî, IX, 408; Kuşeyrî, I, 428; Râzî, XXIV, 107). Diğer bir âyetteki “muhbitîn”i (el-Hac 22/34) bazı müfessirler “tevazu gösterenler” diye açıklamıştır (Taberî, IX, 151; Râzî, XXIII, 34; Şevkânî, III, 510). Lokmân’ın oğluna nasihatlerini içeren âyetlerde tevazuun yüksek bir ahlâkî erdem sayıldığına dikkat çekilir (Lokmân 31/18-19; kezâ bk. el-İsrâ 17/37). Ayrıca kibirlenme, övünme, böbürlenmeyi kınayan çok sayıdaki âyet tevazuun ahlâkî bir ödev olduğunu da gösterir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “kbr” md.). İslâm inancına göre gerçek anlamda büyüklük Allah’a mahsustur (el-Câsiye 45/37). Ulu ve büyük olan yalnız O’dur (el-Hac 22/62; Lokmân 31/30; Sebe’ 34/23). Şu halde insanın kendinde büyüklük görmesi her şeyden önce Allah’a karşı saygısızlıktır. Bu yüzden pek çok âyette büyüklük taslayanlar ağır biçimde eleştirilmiş, İblîs’in Allah katından kovuluşunun asıl sebebinin kibre kapılarak baş kaldırması olduğu bildirilmiştir (el-Bakara 2/34; Sâd 38/74). (1)

Tevazu aynı zamanda toleranslı olmak muhatapların hoşumuza gitmeyen tavırlarına sert tepki göstermemek anlayış hoşgörü ve sabırla karşılamak anlamını da ihtiva eden bir kavramdır.

Emonmarson; ‘’Sosyal hayatta en faydalı fazilet toleranstır’’ der. Meşhur Amerikan yazar ve tarihçisi Hendrik William Van Loon insanlığın kurtuluşunun ancak toleransla kabil olduğunu ve gerek şahsen ve gerek toplum halinde huzur içinde yaşamak istiyorsak, tolerans sahibi olmamız gerektiğini söyler. İş hayatı da sosyal hayatın bir parçası olduğu için tolerans sahibi olmayan bir amirin bu sahada muvaffak olmasına imkân yoktur. Esaslı bir tahlile tâbi tutarsak görünür ki, çektiğimiz bütün güçlükler söz sahibi olan kimselerin bilgisizliklerinden, tecrübesizliklerinden ziyade toleranssızlıklarındandır. Gandhi’nin şu sözleri ne kadar düşündürücüdür: ‘’Toleranssızlık kendimize ve davâmıza güvenemediğimizin bir işaretidir’’. Bu güzel sözlerden sonra eskiden tasamuh, müsamaha, hatta hamuliyet ve şimdi de hoşgörü diye ifade edilen toleransın nereden geldiğini ve tarifini inceleyelim. Encyclopedia Britannica şöyle der:

‘’Tolerans; latince tolerare’den gelir. Müsamaha etmek, tahammül etmek manasına’’. ‘’Başka insanların hareket ve hükümlerinde serbest olmalarına müsaade edilmesi; toplumun gidiş ve görüşlerine aykırı olan fikirlere karşı sabırlı ve peşin hükümsüz tahammül ve müsamaha gösterilmesi’’. Toleransın tarihi insan oğlunun düşünmek hakkı uğrundaki mücadelelerinin tarihidir ve Orta Çağlar boyunca Avrupa’da kurulan engizisyonlar dinî taassubun yani toleranssızlığın en derin ve acı örneklerini vermişlerdir.

Hüküm giymiş bir suçlu asılmak üzere idam yerine götürülmektedir. Tam Hz Ali’nin (R.A.) önünden geçerken, durur ve büyük bir hiddetle yüce Halife’nin yüzüne tükürür. Halife’nin yanındakiler ne yapacaklarını şaşırırlar, fakat O onlara şu emri verir: ‘’Bu adamı derhal serbest bırakın. Bizden sonra gelecekler onun suçunu unuturlar da benim yüzüme tükürdüğünden dolayı asıldığını zannederler’’.

Milyarder Rockfeller (ihtiyar Rockfeller’in oğlu) Cihan Harbi’nden sonra Paris’teki tarihi Versaille sarayının tamir ve restorasyonu için 20 milyon dolar gibi büyük bir yardımda bulunmuştu. Sarayın tamir işlerinden büyük bir kısmının bittiği sırada Rockfeller Paris’e gelmiş ve kimseye haber vermeden derhal Versaille Sarayı’nı görmeğe gitmiştir. Saat dördü beş geçiyordu, kapıcı dört’ten sonra ziyaretçi kabul edilemeyeceğini söyleyerek Amerika’lıyı içeri almadı. Rockfeller de hiç ses çıkarmadan oteline döndü. İlgililer olayı duyunca, oteline koştular ve kapıcının kendisini tanımadığı için özür dilediler, sonra da ‘’fakat neden kendinizi tanıtmadınız?’’ diye sordular. Rockfeller’in cevabı şu oldu: ‘’Bunu benden nasıl nasıl beklerdiniz?’’ (2)

  1. TDV, TEVÂZU Maddesi, Müellif:MUSTAFA ÇAĞRICI, 22.03.2023
  2. İnsan Mühendisliği-Hayat Karşısında İnsan Kendisi ve Çevresi, Nüvit OSMAY, Telseren Yayınları, Temmuz 1985, sayfa 49-50.

Hoş görü ve tevazu’a en fazla muhtaç olduğumuz ve bu yüksek erdemleri yaşamak için en uygun zaman ve zemin olan şu mübarek Ramazan günlerinde Tevâzu konusundaki duygularımızı yansıtan bir şiirle yazımızı bitirelim.

T E V Â Z U

İşinde uğraşında azîm olsun gayretin

Feragat’ta mümtaz ol öne çıksın himmetin..

Sen aslî kıymetinden sakın âlâ görünme

Sakın nefsine uyup tefâhur’a bürünme..

Aldatan edâni’ler gelip gider her zaman

Yukarılara çıkma sen şimdi olduğundan..

Sen kendi varlığından değerinden kıl kadar

Aşma haddini asla; gururda tehlike var..

Böyle bir arzun varsa silkinip kendine gel

İnsan gurûr içinde dağılıp düşer tel tel..

Sen hep aczini bil de kendi nefsini tanı

Tevâzu ile geçsin ömrünün her bir ân’ı..

Toprak ol tevâzu’da âlem bilsin kadrini

Elyâk’ın sana gelir sen bilirsen haddini..

Hikmet Erbıyık, Çamlıca , 22.03.2023

LÜGATÇE: Himmet: Çalışma, gayret, emek , Tefâhur: Böbürlenme, gururlanma

Edâni: Çok aşağılık, çok bayağı, pek alçak kimseler

Acz: Zayıflık, zafiyet,…. Tevâzu: Alçak gönüllülük

Elyâk: lâyık, en liyâkatli, en uygun, çok münâsip