Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Dr. Hikmet Erbıyık

AHSEN-İ TAKVİM

AHSEN-İ TAKVİM: İnsana Allah CC tarafından verilen en güzel ve en mükemmel biçim.
“Ahsen-i takvîm” ifadesi, “Andolsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık” (et-Tîn 95/4) meâlindeki âyette geçmektedir.
İnsanın ise, gelişmeye namzet yetenekleri önünde hemen hemen hiçbir sınır yok gibidir. Yürümeyi kendi çabasıyla, düşe kalka ancak öğrenen bu varlık, bir de bakmışsınız, milyonlarca yıldır yeryüzü semasında kanat çırpmakta olan kuşları birkaç asır içinde geride bırakmış, semânın hiç çıkılmayan yüksekliklerine ulaşmış, uzayın derinliklerinde uçup gitmiştir.
Canlıların her birine bir san’at hediye eden terbiye fiili, insan üzerinde sınırsız bir cömertlik sergilemiş ve ona bir değil, bütün san’atların ufkunu açmıştır. İnsan, kendi çabasını harcayarak öğreneceği bu san’atlarda meleke kazanacak, gittikçe daha çok şey öğrenecek, öğrendiklerini birbirine ekleyecek, birbirine aktaracak, fert ve topluluklar halinde eserler vücuda getirecek, yeryüzünün her köşesini kendi planladığı bu eserlerle donatacaktır.
Her biri farklı bir san’atta üstünlük gösteren varlıklara karşılık, insan işte böyle bir özelliğiyle tartışılmaz üstünlüğünü ortaya koymaktadır. Bu da insanın dünya üzerinde ne aradığı sorusunun cevabına bizi yaklaştırıyor.
İnsanın, bu özel yetenekleri ve san’atlarıyla bir de peşine düştüğü şey var ki, kainattaki terbiye fiillerinin en göz kamaştırıcısıyla bizi karşı karşıya getirmektedir. O da, güzelliktir.
İnsan, bütün duyu ve yetenekleriyle, bir güzelliği her türlü şart altında ve her kılıkta tanıyabilecek bir yapıya sahip kılınmıştır. O göklerde ve yerde, meftun olduğu güzelliği arar. Onu bazan teleskopla, bazan mikroskopla, bazan sözüyle, bazan sazıyla, bazan gözüyle arar. Nerede olsa, o güzelliği bulur, çıkarır insan. Hangi şekle girse, onu tanır.
Bulduklarından bir şeyler öğrenir, bir şeyler anlar, bir şeyler anlatır. Sonra eserler ortaya koyar, gelip geçtiği bu dünyanın maddesinde ve manasında kendi izini bırakır. Açıkça anlaşılır ki, onun maddi ve manevi yapısı, duyu ve yetenekleri, hayal ve tutkuları, her şeyiyle bir iz bırakacak şekilde düzenlenmiştir.
İnsanın bu gelişmesini ve başardıklarını takip eden birisi, onun yaratılış ve yaşayışının inceden inceye planlanmış şekilde gerçekleştiğini görecek ve bu işte bir terbiye fiilinin çok daha kapsamlı eserlerini gözleyecektir.
Burada, insanın düşünce ve duygu dünyasına geliyoruz ki, başka hiçbir varlıkla kıyas edilemeyecek bir zenginlik ve derinlikle karşı karşıya kalıyoruz. Belki onun başında taşıdığı göz, kartalınkiyle kıyaslandığında daha zayıf düşebilir.
Fakat o bir çift gözün insan önüne serdiği manzaralar, bir kartalınkiyle kıyas edilemeyecek kadar renkli ve anlamlıdır. İşitme ve tatma gibi, onun diğer canlılarla paylaştığı duyular da, duygu ve düşünce dünyasının bir parçası haline geldiğinde, yine kıyas kabul etmez bir zenginlik ortaya çıkarıyor. İşte, insanın var oluşunun anlam ve hedefi de işte tam burada yatıyor. (1)
⦁ Ben ve O, Ümit Şimşek, Zafer Yayınları, Sayfa 60-62, Istanbul 2000.
Mahlukatın en seçkini olarak seçilip bu dünyaya gönderilen insanın mahiyeti hakkındaki duygularımızı biz de aşağıdaki dizelerle ifadeye çalıştık;
(İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet câmi’ bir istidad verildiği için; esfel-i safilînden tâ a’lâ-yı illiyyîne, ferşten tâ arşa, zerreden tâ şemse kadar…… nihayetsiz sukut ve suuda giden iki yol onun önünde açılmış bir mu’cize-i kudret ve netice-i hilkat ve acube-i san’at olarak şu dünyaya gönderilmiştir….23. Söz..)
AHSEN-İ TAKVİM
Derk  eyle  kıymetini     beni  Âdem ül  insan
Ahsen-i takvim üzre halk olmuşsun hususan..
Fıtratında   bahşolmuş    çok câmî  bir  istidâd
Sukut  ve  suûduna  konulmamış   hiçbir   had..
Esfel-i      safilînden         a’lâ-yı        illiyyîne
Sınır  yok   maniâ  yok    kesb-i   meratîbine
Önünde   binbir   türlü    tekâmül-ü  derecât
Veya  tedenni   için     ma-teessüf   derekât..
Ey insan!   önündedir     bir  meydân-ı  imtihan
Kesb-i   hasenât   eyler   insan  olan  bir  insan..
Şükrünü  müdrik  ol  ki    netice-i   hilkat’sin
Bir   acib   sun-u  bedî      eser-i   hakikat’sin..
A’lâ-yı    illiyyîne     sevk   eder   nûr-u  iman
Derecât  ve  hasenât   kesbeder  böyle insan..
Hem de  Cennet’e lâyık  bir  âli  kıymet  alır
Defter-i  hasenât’ta   bir   hüsn-ü  kayıt  kalır..
Esfel-i  sâfilîne       düşürür   küfr-ü  zulmet
Cehennem  için  ehil   ne  elim bir  vaziyyet..
Rabb-i Rahim  nezdinde   iman  büyük intisab
San’at-ı     İlahi’nin           tezâhürüne      nisâb..
Küfür, o   intisâb’ı    keser   yazık   kat’eder
İnsan’ı   şekâvet’le    perişan  bedbaht eder..
Bu  kat  ile  gizlenir    San’at-ı   Rabbaniye
Hak’tan  udûl   edenler    fâniye   ve   zâile..
İnsan elbet  nümûne    Rabbâni  bir san’at’a
Bir    misal-i    musaggar      asâr-ı   kâinat’a
İnsan bütün  esmanın    cilvelerine   mazhar
Üzerinde  işlenmiş   bin    nukûş-u  manidar..
Manidar    nakışları     okutur   îman   nuru
Nukûşu   vâzıh   okur   mü’minler’in  şuûru..
Ehl-i  îman   üstünde      cilve-i    Samedâni
Böyle  tezahür eder  hem  san’at-ı   Rabbani..
İnsanı   insan  eder    Mevla’ya  teabbud’u
İntisab-ı  iman’la       ne   yüksektir  suud’u..
Mahlukât’ın   fevkinde    insan’ın      i’tilâsı
Hulk’unu    tezyin   eder    iz’ân’ı  ve  ihlâsı..
İnsan   bu  kemalât’la   Cennet’e ehil  elyâk
Emr-i bil  ma’ruf   için   gayreti   pür  iştiyâk..
İnsanı tenvir  eder   iman  parlak bir  nurdur
Mektûbat-ı  Rabbâni     bu  nur  ile   okunur..
Şu   kitâb-ı    kainat    şu   nur’la   ziya   bulur
Mâzi   ile   müstakbel    zulümattan    kurtulur..
Elbet  iman  hem nurdur   hem kuvvet-i  manevi
Nûr-u  iman’la   meşbû     mü’minler’in   can evi..
Sâhib-ül   iman  kişi   ref  eder   zulümât’ı
Def   eder   iman   ile   savlet-i   hücumât’ı
Mü’min’in     lisanında  “Tevekkeltü alallah”
İltisâk-ı    iman’la    cümle    bulurlar   felah..
Mü’minler   emvâl’ini   Hakk’a   emanet  eder
Hayat     sefinesinde      emniyetle   seyreder..
Pek çok  menzilden  geçer  uzun  bir yolda insan
Ferah  ü   eman     verir     elbet   şuûr-u   iman..
Kabirde  ve  berzahta    iman’dır   ışık   veren
Bu  nur  Dâr-ı  Beka’ya   suhûletle   gönderen..
İman   nûru   tevhide   teslim’e    ışık   saçar
Teslim  tevekkül  ile   Cennet’e  bir  yol açar..
LÜGATÇE:
Derk  eyle : Farkına var idrakine var.
Ahsen-i takvim: İnsana Allah CC tarafından verilen en güzel ve en mükemmel biçim.
Fıtrat: yaradılış özelliği,
Bahş olmuş: Verilmiş bağışlanmış
Câmî: Geniş kapsamlı, geniş spektrumlu,
 İstidâd: Kabiliyet, yetenek
 Sukut : Alçalma, değer yitirme, değer kaybetme,
Suûd:Yükselme, yüksek derecelere çıkma, ahlaken yüksek konuma geleme,
Had: Sınır, limit, kapasite
Esfel-i  safilîn: İnsanın ahlaken ve moral değerler olarak en aşağı dereceye düşmesi.                                                                                        A’lâ-yı illiyyîn: İnsanın ahlaken ve moral değerler olarak en yukarı en üst mertebeye çıkması, cennette çok yüksek bir makama ulaşma,
 Maniâ: Engel, sınır, mani
 Kesb-i  meratîb: Yüksek mertebeler kazanmak, yüksek derecelere ulaşmak,                                                                                                       Tekâmül-ü  derecât :Yüksek derecelere ulaşma yeteneği kazanma,
Tedenni: Gerileme, alçalma, seviye kaybetme,
Ma-teessüf : Çok yazık, ne yazık,..
Derekât: Aşağı seviyeler, alt mertebeler, düşük seviyeler,..
 Kesb-i   hasenât: Hayırlı ameller kazanmak, güzel ve faydalı işler başarmak,
Şükrünü  müdrik: Bir işin değerini bilmek, eldeki bir nimete şükretmeyi bilmek, Cenab-ı Hakk’ın verdiği nimetlerin şükrünü idrak etmek,
Netice-i  hilkat: Kur’anı Kerim’de insanın yaratılışı ile ilgili ayetlerde vurgulandığı gibi yaratılış sebeplerinin sonucunun insanın bu dünyaya gönderilmesi oluşu, tasavvufa göre insanın tür olarak yaratılışta öncelikle gözetilmiş olması.                                                         Acib: Hayranlık verecek bir durumda olma ,
Sun-u  bedî : En güzel bir şekil ve surette yaratılmış olan,…
 Eser-i  hakikat:Gerçek amacına uygun olarak ortaya çıkma, dünyaya gönderilme.
Derecât: Dereceler, mertebeler ,
 Hasenât: hayırlar, güzellikler,..
 Kesb eder: Kazanır, elde eder,
Âli: Yüksek, yüce,..
Defter-i  hasenât: Hasenelerin, sevapların, güzel amellerin kayıt edildiği defter,                                                                                                Hüsn-ü  kayıt: Güzel bir kayıt, insanın lehinde şahitlik edecek insanın güzel amellerini gösterecek kayıt.                                                    Küfr-ü  zulmet: Küfrün inkârın elem verici karanlığı,
Cehennem  için  ehil: Cehenneme girmeyi, ceza görmeyi hak etme,
 Elim bir  vaziyyet: acıklı bir durum, insanı büyük üzüntüye sevkeden bir durum.
İntisab: Bir makama baş vurma, birinin himayesine girme, kul olduğunu idrak ederek Cenab-ı Hakk’ın rahmet ve şefkatine sığınma,…
San’at-ı İlahi: Cenab-ı Hakk’ın bu dünyada binlerce tezahürü binlerce örneği olan san’at eserleri,                                                                 Tezâhürüne   nisâb: İman duygusunun Cenab-ı Hakk’ın san’at eserlerini takdir etmeyi sağlayan ölçüler mertebeler kazandırması
 Kat’eder: Bağlantısını koparır, keser,..
Şekâvet: Bela musibet, insanı üzen perişan eden haller,….
Bedbaht : acı sonuçlara maruz kalan, üzüntü ve bela içine düşen,
Hak’tan  udûl   edenler: Hak yoldan ayrılanlar, Udûl:Ayrılma, sapma,…                                                                                                               Fâniye: Fenalık ve yokluk içine düşme, hedefinden sapma, gelip geçici olma,..
Zâile: Ömürde yapılan işlerin boşa gitmesi, faydasız yere geçip gidip kaybolması,…
Nümûne:örnek,
Rabbâni  bir san’at: Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudretiyle yarattığı san’at eserleri,                                                                                                 Misal-i  musaggar: Küçük ölçekli bir örnek, prototip,
Asâr-ı  kâinat: Kainatta yaratılan mevcut olan eserler,…
  Esmanın  cilvelerine mazhar: Cenab-ı Hakk’ın binbir isimlerinin tecelli ve yansımalarına karşı gelme, bunlarla derece kazanma, bunlara maruz olma,
Nukûş-u  manidar: Pek çok gizli anlamı olan, hayranlık uyandıracak şekilde güzel işlenmiş nakışlar,…                                                        Nukûşu   vâzıh   okur: Nakışları çok açık okur,
Vâzıh: Çok açık anlaşılır
Mü’minler’in  şuuru:İmanlı kişilerin idraki
Ehl-i  îman: İman sahipleri,…
Cilve-i   Samedâni: Cenab-ı Hakk’ın binbir isimlerinin bu dünyada yansımaları,….Tezahür eder: açığa çıkar, kendisini gösterir,…       Mevla’ya  teabbud: Cenab-ı Hakk’a kullukta bulunma, Cenab-ı Hakk’a abd ve kul olma,                                                                                  İntisab-ı  iman: İman derecelerini kazanarak Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanan kullar kafilesine dahil olma, iman gücü ve kuvveti ile Cenab-ı Hakk’ın rızasına nail olma,…
Suud: Yüksek dereceler kazanma, yükselme, ahlaken çok üst mertebelere çıkma,….                                                                                          Mahlukât’ın   fevkinde: Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bütün canlıların üzerinde,…                                                                                                    İnsan’ın  i’tilâsı: İnsanın yükselmesi, ahlaken üst mertebelere çıkması,….Hulk’unu  tezyin eder: ahlakını süsler, ahlakını güzelleştirir,..
 İz’ân: Yaptığı her işte Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmayı amaçlama ,
 İhlâs: Büyük bir samimiyetle ameller işleme, adeta Cenab-ı Hakk’ı görür gibi ibadet etme, davranma, düşünme,…                                 Kemalât: Güzellikler, hayırlı ameller, olgun davranışlar,…
Cennet’e ehil : Cennet’e girmeyi hak etmiş,
 Elyâk: layık, uygun, münasip,…
Emr-i bil  ma’ruf: Temel islam inancına göre bütün mü’minlerin kendisine emredilen farz olan ibadetleri en iyi  şekilde yerine getirmeye gayret etmesi,…
Pür  iştiyâk: Bir işi tam bir şevk arzu ve hevesle yerine getirme duygusu,….
Tenvir  eder: Aydınlatır, ışıklandırır,…
Mektûbat-ı  Rabbâni: Kainatta Cenab-ı Hakk’ın eseri olduğunu gösteren bütün san’at eserleri, iman nuru ile okunabilecek ilahi  satırlar, yazılar, mektuplar,…
 Kitâb-ı  kainat: Bir kitap gibi özenle dikkatle mükemmellikle yazılmış gibi görünen kainat içindeki bütün canlı ve cansız varlıklar,…
Mâzi  ile  müstakbel  zulümattan    kurtulur: Geçmiş ve gelecek zamanlar ve bunlar içinde yaşanalar iman nuru ile karanlıktan kurtulur, aydınlığa kavuşur….
Meşbû: Dopdolu, doldurulmuş, doygunluğa erişmiş,…..
Sâhib-ül   iman  kişi: İman sahibi kişi,
Ref  eder  zulümât’ı: Karanlığı kaldırıp aydınlığı getirir.
 Def   eder : savuşturur, uzaklaştırır,…
Savlet-i   hücumât’:İslam düşmanlarından, şeytanlardan, şerli kişilerden gelen ağır ve tehlikeli hücumlar…                                               Mü’min’in     lisanında  “Tevekkeltü alallah”: Mü’minlerin dilinde işlerinde yapılacak her türlü tedbiri aldıktan sonra neticeyi ve başarıyı Allah (CC)dan  beklemeyi gerektiren tam bir teslimiyet ifadesi. Yapılan gayretlerden sonra neticeyi Allah’dan CC ummak.     İltisâk-ı    iman’: İman gücüne dayanarak, kaynağını iman nurundan alarak,…             Cümle  bulurlar  felah: Hepsi kurtuluşa selamete ererler.
Emvâl’: Maddi manevi sahip olunan bütün varlıklar,…                                                                              Hayat  sefinesinde  emniyetle   seyreder: Hayat gemisinde güvenle emniyetle seyahat eder…                                                                                                                                   Menzil: Durak, konaklama yeri,…
Ferah  ü   eman: İç huzuru ile tam bir güven duygusu
 Şûur-u  iman.:İmanın kazandırdığı şuur, imanla kazanılan iç huzuru
Berzah: İnsanın ölümünden sonra haşirde diriltilene kadar geçen uzun zamanda uğradığı maddi gözle görülemeyen konaklama yeri, yerleri…
Dâr-ı  Beka’: Ebedi Alem, bu dünya hayatından sonra sonsuza kadar bütün insanların kalmak üzere gönderileceği ebedi alem.             Suhûlet: Kolaylık, hafiflik,
Tevhid: Allah’ın birliğine inanma duygusu
Teslim: Tevhid inancına tam sahip olarak kaderini Cenab-ı Hakk’ın kudret eline bırakma, Kayıtsız şartsız büyük samimiyetle Cenab-ı Hakk’ın  tedbirine  inanma, teslim olma.
Teslim  tevekkül  ile   Cennet’e  bir  yol açar: Teslim ve tevekkül duygularına sahip olarak Cennet’e ulaşmaya hak kazanma,…

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER